“… isyankar, iktidar koltuğuyla karşılaştığında, ona dikkatlice bakar, iyice bir inceleyip analiz eder; ancak geçip oturacağına, eline şu tırnakları törpülemek için kullanılan törpülerden birini alır ve sabırla başlar koltuğun ayaklarını törpülemeye, herhangi bir oturduğunda, daha oturur oturmaz çöküverecek o kırgınlık noktasına ulaşıncaya kadar sürdürür bu işi. Sonra tangır tungur… “ - durito





17 Ocak 2011 Pazartesi

...
Yalnız şunu anlamak isterim, nasıl olur da bu kadar insan bu kadar şehir, bu kadar ulus, ona kendilerinin verdiği güçten başka bir güce sahip olmayan sadece ona katlanmaya razı oldukları ölçüde kendilerine zarar verebilecek ona karşı olmak yerine ona tahammül etmeyi tercih etmedikleri sürece,onlara katiyen hiçbir zarar veremeyecek olan bir tek tiran yüzünden acı çeker bazen.Şüphesiz çarpıcı bir durum! Ama bu okadar yaygın bir durum ki boyunlarına boyunduruk geçirilmiş, kendilerinden daha az sayıda bir yığın tarafından zaptedilmiş, ama açıkca görülecektir ki gücünden korkmalarına gerek olmayan bir insanın adıyla sevinip büyülenen, ona sefalet içinde hizmet eden bir milyon insanın görüntüsü,insanı daha çok kederlendirip daha az hayrete düşürüyor; kendilerine yönelttiği zalimlik ve acımasızlık yüzünden meziyetlerine hayran olamayacakları tek kişinin o olduğu açıkken.
...
Yoksul, perişan ve akılsız halklar, uluslar,kendi bedbahtlığınızı tayin eden, kendi yararınıza olanı görmemekte direnen sizlersiniz! Kendi gözlerinizin önünde gelirinizin en iyi kısmından mahrum bırakılıyorsunuz; tarlalarınız yağmalanıyor, evleriniz soyuluyor, ailenizden yadiğar kalanlar alınıp götürülüyor. Öyle bir hayat sürüyorsunuz ki, kendinizin olduğunu iddia edebileceğiniz bir tek şeyiniz yok; görünen o ki; malınız mülkünüz, aileniz ve bizzat hayatınız size ödünç verildiği için şanslı olduğunuzu düşünüyorsunuz. Bütün bu zarar ziyanı, bu bedbahtlığı, bu yıkımı üzerinize salan yabancı düşmanlar değil, bir tek düşman, sizin sayenizde o kadar güçlü olan, onun için kahramanca savaşmaya gittiğiniz, onun azameti için kendi canınızı ölüme atmayı reddetmediğiniz. Üzerinizde bu yolla tahakküm kuran bu düşman iki göze, sadece iki ele, sadece bir vücuda sahip, şehirlerinizde yaşayan sayısız insan içinden en önemsizinin sahip olduğundan daha çoğuna değil; sizi yıkması için ona bağışladığınız güçten daha fazlasına sahip değil gerçekten de. Eğer siz kendiniz vermiyorsanız, sizi gözetlemeye yetecek kadar gözü nereden buldu? Eğer sizden ödünç almıyorsa onları, size vurmak için nasıl o kadar kolu olabilir? Nereden buluyor şehirlerinizi ezip geçen ayakları, onlar sizin kendi ayaklarınız değilse eğer? Sizin üzerinizde nasıl bir güce sahip olur, sizin vasıtanızla gelen güç haricinde? Size saldırmaya nasıl cüret edecekti, siz ona hiç destek vermeseydiniz eğer? Ne yapabilirdi size, sizi yağmalayan bu hırsıza siz kendiniz göz yummuş olmasaydınız, sizi öldüren katilin suç ortakları olmasaydınız, siz kendiniz olmasaydınız kendinize ihanet edenler? O yağmalayabilsin diye ekininizi ekiyorsunuz, ona talan edeceği mallar vermek için evinizi kurup döşüyorsunuz; kızlarınızı onun şehvetini tatmin etsin diye yetiştiriyorsunuz; bildiği en büyük ayrıcalığı belki onlara bağışlar diye büyütüyorsunuz çocuklarınızı- onun savaşlarına sürülmeleri, mezbahaya götürülmeleri, onun hırsının kölesi, onun intikamının aracı olmaları için; o keyfine baksın ve iğrenç zevkleri içinde kendini sefahate versin diye bedenlerinizi ağır işlere teslim ediyorsunuz; onu sizi frenleyecek kadar güçlü ve zorlu kılmak için kendinizi zayıf düşürüyorsunuz. Meydandaki en kaba sabasının bile katlanmayacağı bütün bu hakaretlerden kurtarabilirsiniz kendinizi, denerseniz eğer sadece özgür olmayı isteyerek. Artık hizmet etmemeye karar verdiğinizde hemen özgür olacaksınız. Ellerinizi tiranın üstüne koyup onu devirmeniz değil sizden istediğim, onu artık desteklememeniz sadece; o vakit onu seyreden siz olacaksınız, tabanı kopmuş, kendi ağırlığından düşüp parçalara ayrılmış azametli bir heykel gibi.
"Gönüllü Kölelik Üzerine" Etienne de la Boetie (1552)