otonomi
“… isyankar, iktidar koltuğuyla karşılaştığında, ona dikkatlice bakar, iyice bir inceleyip analiz eder; ancak geçip oturacağına, eline şu tırnakları törpülemek için kullanılan törpülerden birini alır ve sabırla başlar koltuğun ayaklarını törpülemeye, herhangi bir oturduğunda, daha oturur oturmaz çöküverecek o kırgınlık noktasına ulaşıncaya kadar sürdürür bu işi. Sonra tangır tungur… “ - durito
1 Mayıs 2011 Pazar
longo mai
17 Ocak 2011 Pazartesi
1 Nisan 2010 Perşembe
'radikal hareketler' projesi
Son 20 yılda, dünyanın tüm kıtalarında, hatta tüm ülkelerinde çeşitli başkaldırı hareketleri görülmekte. Bunlar kendi içlerinde büyük çeşitlilikler arz etse de ortaklıkları yok değil: hepsi iktidarı reddediyor, yatay şekilde örgütleniyor, devletin ve yasallığın sunduğu imkânları es geçip hayatın içinde var oluş mücadelesi veriyorlar. Her türlü iktidarın tahakküm yaratacağının farkında olan bu hareketler aslında geçen yüzyılın siyaset felsefesinin de bir eleştirisi olarak görmek mümkün. Bu alternatif hareketler klasik marksizmin proletarya, proletarya diktatörlüğü, geçiş aşaması, determinizm, tarihselcilik gibi nerdeyse tüm kavramlarını yeniden yorumlayan bazen de tamamen reddeden bir anlayıştalar ve de bu yüzyıldaki bazı teknolojik gelişmelerin enternasyonalizmi ilk defa mümkün kıldığını belirtiyorlar. Bir kez klasik sol anlayış reddedilince geriye ne eski tartışmalar kalıyor ne de eski hizipler. Eski partilerin ya da örgütlerin kendi içlerinde yarattıkları iktidarın hem insanı ve mücadeleyi yozlaştırdığını hem de olası bir devrimden sonra asla yıkılamayacağını, geçmişteki acı tecrübelerden dolayı biliyorlar. Tüm bu örgütler yapısı gereği oldukça esnekler (esneklik oranları örgütten örgüte değişiyor) ve geçmişte ağza pelesenk olmuş tüm ideolojik ayrımları reddediyorlar. Örneğin İngiltere’de çevreci anarşist bir grupta faaliyet gösteren biri aynı zamanda sınıfsal mücadele veren komünist bir harekete de destek verebiliyor. Daha da önemlisi bu iki örgüt heterodoks bir anlayışta olduğu için aralarında çatışma görülmüyor.
Dünya da adaletsizlik hüküm sürüyor. Adaletsizlik kendini baskıyla idame ettiriyor. Bu baskı hayatın farklı alanlarında ve çok çeşitli: ailede, işyerinde, okulda, sokakta, fabrikada, yaşanılan aşklarda, çevreye karşı; dinsel, ekonomik, kültürel… İncelediğimiz bu hareketlerin en önemli özelliği ise tüm bu sömürü ve baskı araçlarına karşı; tek bir programın, partinin, ideolojinin, liderin ya da benzeri herhangi bir şeyin yetersiz ve aciz olduğu. Artık tüm dertleri ve sorunları aynı olan bir kitleden yani halktan bahsetmek olanaksız olduğuna göre halkın çıkarı diye bir “kurtuluş formülünden” de bahsetmemiz olanaksız. Enformasyon çağında olsa olsa benzer sorunları yaşayan tekilliklerden söz edebiliriz ve de verilebilecek mücadele de bu tekilliklerin baskıya karşı özgür ve özerk bölgeler yaratmalarıdır, sadece kendilerine ait isyan adacıkları kurmalarıdır. Burada vurgu, devlete ya da iktidara karşı yapılacak bir devrimden ziyade, yaşamın tümüne yayılmış baskıcı ilişkilere karşı benzer sorunlar yaşayan insanların kendilerini özgürleştirebilecek iradeyi göstermeleridir. Bir başka deyişle devrim insanın kendi içinde olmalıdır ve de süreklidir! Başta da belirtildiği gibi aslında tüm bu hareketler (belki de pek farkında olmadan) 20.yy’ın siyaset felsefesine meydan okur nitelikte. Her ne kadar belirli bir felsefenin derdinde olmasalar da postyapısalcılıkdan etkilendikleri aşikâr.
Otonomikte, belirli aralıklarla bu örgütlenmelere odaklanacağız. Yine bu alternatif hareketlerin; yeryüzünün farklı bölgelerinde, farklı sorunlardan muzdarip insanların yaşantılarına dair komünal bir varoluş mücadelesi verirken, geçmişin sol anlayışını nasıl aştıklarını inceleyeceğiz. Son olarak eklemek gerekiyor ki bu mütevazı çalışmamız aslında bir soruya cevap arar nitelikte: Kendini nasıl tanımlarsa tanımlasın, (anarşist, postmarksist, çevreci, komünist, kooperatif, liberter vb…) dünya’da aktif olan; kapitalizme, faşizme, sınırlara ve iktidarın tüm türevlerine karşı isyan eden tüm bu hareketler kendi farklılıklarını yitirmeden ortaklıklar kurabilirler mi? Kuşkusuz bunu zaman gösterecek, bizim katkımız sadece bu hareketleri mercek altına almak.


