“… isyankar, iktidar koltuğuyla karşılaştığında, ona dikkatlice bakar, iyice bir inceleyip analiz eder; ancak geçip oturacağına, eline şu tırnakları törpülemek için kullanılan törpülerden birini alır ve sabırla başlar koltuğun ayaklarını törpülemeye, herhangi bir oturduğunda, daha oturur oturmaz çöküverecek o kırgınlık noktasına ulaşıncaya kadar sürdürür bu işi. Sonra tangır tungur… “ - durito





1 Mayıs 2011 Pazar

longo mai

  
         Mayıs 68’in hemen ardından Avustralyalı ve İsviçrelilerin ağırlıkta olduğu anti-faşist ve öğrenci grupların birleşimiyle, 1973 yılında Basel’de yapılan kongrenin ardından kurulan Longo Mai kendisini anti-kapitalist ekolojik bir kooperatif olarak tanımlıyor. İlk komünlerini kurmak için Almanya, Belçika, İsviçre gibi ülkeleri gezseler de güvenlik nedeniyle hükümetler izin vermemiş. Daha sonra ilk komünlerini bir çiftçinin yardımıyla Fransa’nın güneydoğusunda Akdeniz’e kıyısı olan Alpes de Haute – Provence bölgesindeki Limanas’da bir arazide 1973 yılında kurmuşlar. Kurdukları bu komüne Provans lehçesinde ‘uzun ömürlü olsun’ anlamına gelen Longo Mai ismini koymuşlar. Ancak Fransa İçişleri banklığının baskısıyla sınır dışı edilmişler. Yılmayan Longo Mai kurucuları İsviçre’ye geçerek Alplerin 1200 metre yüksekliğindeki bir platoya yerleşmişler. Ancak burada da arazi sahibinin sözleşmeyi feshetmesiyle 13 yıl kalabilmişler. Buradan ayrıldıktan hemen sonra ise 1987’de yine aynı bölgede, Delémont yakınlarında Le Montiosa adındaki çiftliklerini kurmuşlar. Çiftliklerinde organik tarım, hidroelektrik üretimi, ormancılık, konut yapımı, marangozluk, alternatif hayvancılık, irili ufaklı gereçlerin üretimi ve buna benzer birçok temel gereksinimlerini karşılayabildikleri komünal bir yaşam kurmaktalar. Küresel kapitalizmin insanlığı, doğayı, kültürü yok etmesine karşı verilecek mücadeleyi, tüm sorunlara reçete olduğunu iddia eden siyasi programlarda değil, istedikleri yaşamı dantel gibi örmekte bulmuşlar. En favori sloganlarından bir tanesi ise şu; ‘bir inç pratik on mil teoriye değer’. Asla sadece kendilerine yeterli bir yaşam sürdürmek gibi bir gayelerinin olmadığını, aksine bu deneyimin dayatılan sistemden farklı bir yaşamın kanıtı olduğunun altını sürekli çiziyorlar.    

Şu an beş tane Fransa’da birer tane de Almanya, Avustralya, İsviçre, Ukrayna ve Kosta Rika’da olmak üzere toplam on tane komünleri bulunmakta. Her komünlerinde farklı farklı uğraşlara ağırlık verilse de tüm komünlerden değişmeyen şey militarizm, kapitalizm, cinsiyetçilik karşıtlığı ve bunların yanında; siyasi temsilciliğin olmayışı, maaş olmayışı, ekolojik tarım ve çevre dostu enerji. Ayrı ülkelerdeki farklı üretim koşullarını, ürünleri değiş tokuş edecek bir ağ yaratarak avantaja çevirmişler. Örneğin 1976 yılında Alplerde Briançon yakınlarında 17.yy.dan kalma bir iplikhane devralmışlar ve burada ürettikleri yünlerden yorgan, giyecek gibi ürünler yapıp diğer komünlere gönderiyorlar. Yine aynı şekilde Luberon da yer alan La Cabrery adlı kooperatiflerinde bağcılık ve zeytincilikle uğraşılıyor. Bu kooperatifte “Côtes du Luberon” adlı şaraplarından yılda 50.000 litre üretiyorlar, bu şaraplar hem diğer kooperatiflere gönderiliyor hem de satılıyor.

Avrupa’nın dört bir yanından ve de dünyanın çeşitli yerlerinden (Kürt, Türk, Madagaskarlı, Kanak, Latin Amerikalı) insanı içerisinde barından Longo Mai, dil sorununu çözmek için yine kendine has bir yöntem bulmuş; zamanla her dilin birbiriyle karıştığı ortak bir lisan meydan gelmiş. Kooperatiflerde katılımcıların konuştuğu dilin ağırlığına göre; Fransızca, Almanca, İspanyolca, İngilizce, Rusçanın garip bir karışımı konuşuluyor. Ayrıca batıyı ziyaret etmek isteyen, ancak hiçbir yabancı dil bilmeyen gençler için Ukrayna Oujgorod’da “LIK” adında bir dil okulu kurmuşlar.

Kooperatiflerin başka bir çarpıcı yanı ise Avrupa’ya gelmiş mültecilerle ve siyasilerle dayanışmaya verdikleri önem. Ekim 1982’de Longo Mai’nin inisiyatifiyle yaklaşık 60 küçük grup Basle’de buluşarak Mülteci ve Göçmelerin Korunması için  Avrupa Komitesi (European Comittee for the Defence of Refugees and Immigrant – [CEDRI] )’ni kurmuş. CEDRI Türkiye’deki 1980 darbesi sonrasında faşist cuntadan kaçan Türk ve Kürtlerle dayanışma içinde bulunmuş, Yeni Çeltek ve Fatsa mahkemelerini Türkiye’ye giderek düzenli olarak izlemişler ve kamuoyunu yaşanılanlardan haberdar etmeye çalışmışlar. Bunlara ek olarak Longo Mai’nin faşizme karşı uluslar arası kampanyaları CEDRI’nin kuruluşundan öncesine dayanıyor. Pinochet darbesi sonucu Allende’nin hükümeti yıkıldığında İsviçre’ye beş siyasi mültecinin kabul edilmesi ve onlara iş, konut sağlanması amacıyla Free Places (Özgür Yerler) kampanyası başlatılmış. Kampanyanın sonucunda hükümetin karşı tavrına rağmen 2000 Pinochet karşıtı İsviçre’ye kabul edilmiş. 1978 yılında Costa Rica’da Finca Sonador kooperatifinin kurulmasında, bizzat Somozo diktatörlüğünden kaçan Nikaragualılar etkin rol üstlenmiş.
Longo Mai’nin tüm bu etkinliklerinin yanında, Comedia Mundi adında bir de müzik grubu var. Oniki üyesi olan bu grup anti-faşist şarkıları ve Çingene ezgilerini akla gelebilecek tüm enstrümanlarla çalıyor. Kendilerine ait olan Radyo Zinzine ise 1981’den beri yayında. Radyo, ismini Longo Mai’nin yerleştiği ilk tepeden almış. Tüm Avrupa’da piyasa karşıtı adalar ve pratik alternatifler geliştirmek için çalışanlarla iletişim sağlayabilmek için Archipel adında bir dergi kurmuşlar. Dergi ilk olarak Ekim 1993’de Fransızca ve Almanca yayımlanmış, İngilizce yayımlamak için çalışmaları sürüyor.

17 Ocak 2011 Pazartesi

...
Yalnız şunu anlamak isterim, nasıl olur da bu kadar insan bu kadar şehir, bu kadar ulus, ona kendilerinin verdiği güçten başka bir güce sahip olmayan sadece ona katlanmaya razı oldukları ölçüde kendilerine zarar verebilecek ona karşı olmak yerine ona tahammül etmeyi tercih etmedikleri sürece,onlara katiyen hiçbir zarar veremeyecek olan bir tek tiran yüzünden acı çeker bazen.Şüphesiz çarpıcı bir durum! Ama bu okadar yaygın bir durum ki boyunlarına boyunduruk geçirilmiş, kendilerinden daha az sayıda bir yığın tarafından zaptedilmiş, ama açıkca görülecektir ki gücünden korkmalarına gerek olmayan bir insanın adıyla sevinip büyülenen, ona sefalet içinde hizmet eden bir milyon insanın görüntüsü,insanı daha çok kederlendirip daha az hayrete düşürüyor; kendilerine yönelttiği zalimlik ve acımasızlık yüzünden meziyetlerine hayran olamayacakları tek kişinin o olduğu açıkken.
...
Yoksul, perişan ve akılsız halklar, uluslar,kendi bedbahtlığınızı tayin eden, kendi yararınıza olanı görmemekte direnen sizlersiniz! Kendi gözlerinizin önünde gelirinizin en iyi kısmından mahrum bırakılıyorsunuz; tarlalarınız yağmalanıyor, evleriniz soyuluyor, ailenizden yadiğar kalanlar alınıp götürülüyor. Öyle bir hayat sürüyorsunuz ki, kendinizin olduğunu iddia edebileceğiniz bir tek şeyiniz yok; görünen o ki; malınız mülkünüz, aileniz ve bizzat hayatınız size ödünç verildiği için şanslı olduğunuzu düşünüyorsunuz. Bütün bu zarar ziyanı, bu bedbahtlığı, bu yıkımı üzerinize salan yabancı düşmanlar değil, bir tek düşman, sizin sayenizde o kadar güçlü olan, onun için kahramanca savaşmaya gittiğiniz, onun azameti için kendi canınızı ölüme atmayı reddetmediğiniz. Üzerinizde bu yolla tahakküm kuran bu düşman iki göze, sadece iki ele, sadece bir vücuda sahip, şehirlerinizde yaşayan sayısız insan içinden en önemsizinin sahip olduğundan daha çoğuna değil; sizi yıkması için ona bağışladığınız güçten daha fazlasına sahip değil gerçekten de. Eğer siz kendiniz vermiyorsanız, sizi gözetlemeye yetecek kadar gözü nereden buldu? Eğer sizden ödünç almıyorsa onları, size vurmak için nasıl o kadar kolu olabilir? Nereden buluyor şehirlerinizi ezip geçen ayakları, onlar sizin kendi ayaklarınız değilse eğer? Sizin üzerinizde nasıl bir güce sahip olur, sizin vasıtanızla gelen güç haricinde? Size saldırmaya nasıl cüret edecekti, siz ona hiç destek vermeseydiniz eğer? Ne yapabilirdi size, sizi yağmalayan bu hırsıza siz kendiniz göz yummuş olmasaydınız, sizi öldüren katilin suç ortakları olmasaydınız, siz kendiniz olmasaydınız kendinize ihanet edenler? O yağmalayabilsin diye ekininizi ekiyorsunuz, ona talan edeceği mallar vermek için evinizi kurup döşüyorsunuz; kızlarınızı onun şehvetini tatmin etsin diye yetiştiriyorsunuz; bildiği en büyük ayrıcalığı belki onlara bağışlar diye büyütüyorsunuz çocuklarınızı- onun savaşlarına sürülmeleri, mezbahaya götürülmeleri, onun hırsının kölesi, onun intikamının aracı olmaları için; o keyfine baksın ve iğrenç zevkleri içinde kendini sefahate versin diye bedenlerinizi ağır işlere teslim ediyorsunuz; onu sizi frenleyecek kadar güçlü ve zorlu kılmak için kendinizi zayıf düşürüyorsunuz. Meydandaki en kaba sabasının bile katlanmayacağı bütün bu hakaretlerden kurtarabilirsiniz kendinizi, denerseniz eğer sadece özgür olmayı isteyerek. Artık hizmet etmemeye karar verdiğinizde hemen özgür olacaksınız. Ellerinizi tiranın üstüne koyup onu devirmeniz değil sizden istediğim, onu artık desteklememeniz sadece; o vakit onu seyreden siz olacaksınız, tabanı kopmuş, kendi ağırlığından düşüp parçalara ayrılmış azametli bir heykel gibi.
"Gönüllü Kölelik Üzerine" Etienne de la Boetie (1552)